O her şeyi işitir ve bilir.

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Kim her sabah ve her akşam üç defa bu duayı okursa ona hiçbir şey zarar vermez.

(Ebû Dâvûd, Edeb, 101/5088; Tirmizî, Deavât, 13)

Bismillâhillezi lâ yedurru ma’a ismihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim.

Türkçe Okunuşu: Bismillâhillezi lâ yedurru ma’a ismihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim.

Anlamı: İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi işitir ve bilir.

Mümin müminin aynasıdır.

Ebu Hureyre (R.A.) anlatıyor:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Mümin müminin aynasıdır, mümin müminin kardeşidir, (ihtiyaç duyduğunda) onun geçimini temin eder / zarardan-ziyandan korur ve arkasından da / gıyabında da elinden geldikçe onu savunur.

(Ebu Davud, Edeb, 49).

İmanlı kardeşin sana öğüt verirse tut. Ona muhalif olma, karşı durma. Kabul et. Sen hatanı göremezsin; ama o görür. İman sahibi yaptığı nasihatı doğru yapar. Kardeşine gizli kalmış hataları anlatır. Göremediklerini gösterir. İyi nedir, kötü nedir beyan eder, öğretir. Faydalı iş ile faydalı olmayanı tarif eder.
Halka nasihat etmeyi kalbimize getiren Sübhan ‘dır. Bu vazifeyi bize en büyük gaye kılan yine yüce Mevlamızdır.

Abdülkadir Geylani (K.S.)

Receb-i Şerif Ayının ilk cuma gecesi.

Enes ibni Malik (R.A.)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte;

Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

…Recebin ilk cuma gecesinden gafil olmayın, çünkü o meleklerin, kendisine (rağbet edilecek bol bahşişler, hediyeler ve mükafatlar anlamına gelen) “Regaib” ismini verdikleri bir gecedir. O gecenin üçte biri geçince, göklerde ve yerde bir melek bile kalmayıp hepsi Ka’be ve civarında toplanırlar.
O anda Allah-u Te’ala onlara bir tecelli ile muttali olarak: ‘Ey benim meleklerim! Benden dilediğinizi isteyin’ buyurur.
Onlar da: ‘Senden dileğimiz, recep orucunu tutanları mağfiret etmendir. (bağışlamandır) derler.
Allah Te’ala da: ‘Muhakkak Ben bunu yaptım’ buyurur.

(Hafız Muhammed İbnü’n-Nasır, Emali İbni’l-Husayn, Meclis no:14; Abdülkadir el-Geylani, el-Gunye, 1/331; Safuri, Nüzhetü’l-mecalis, 1/144; İbni Arrak, Tenzihü’ş-şeri’a, Salat:50, 2/90-92; Zebidi, İthafü’s-sade, 3/422-423; Zübdetü’l-va’ızin, el-Hobevi, Dürretü’n-nasıhin,sh:47)


Allah-u Te’ala recebin ilk cuma gecesi Hz.Muhammed ‘i (S.A.V.), annesinin rahm-i şerifinde (mübarek karnında)  yaratmak dileyince, cennetin bekçisi Rıdvan ‘a, Firdevs-i A’la ‘nın kapılarını açmasını emretti.
O zaman bir münadi, göklerde ve yerde:

Agah olun! Arap, Kureyşli ve Tıhameli, hidayetçi Muhammed Nebi ‘nin, kendisinden oluşacağı gizli ve saklı nur, bu gece annesi Amine ‘nin rahmine yerleşecektir.
Böylece onun yaratılması orada tamamlanıp, kendisi müjdeleyici ve uyarıcı olarak insanlara çıkacaktır. diye nida etti.

(Kastalani, el-Mevahibü’l-ledünniyye, 1/117-119; Zürkani, Şerhu’l-Mevahib, 1/124-125; Muhammed Rahmi, Enisü’l-celis, sh:193; Nu’man el-Alusi, Galiyetü’l-meva’ız, 2/120; Fethullah el-Bennani, Fethullah fi mevlid-i Hayri halkıllah, sh:108)

Kaynak:
Receb-i Şerif Risalesi – Resail-i Ahmediyye 15 – Ahmet Mahmut Ünlü

İmanın kabul edilmeyeceği zaman.

Ebu Hüreyre (R.A.) dedi ki;

Resulullah (S.A.V);
Güneş battığı yerden doğuncaya kadar kıyamet kopmaz. Güneş oradan doğup insanlar onu görünce, toptan hepsi iman ederler. İşte bu, hiçbir nefse imanının fayda vermeyeceği zamandır! buyurdu.

Sonra Resulullah (S.A.V.), “Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz.” (el-Enam, 8/158) ayetini okudu.

(Buhari, Tefsiru Sure-i En’am 9, Fiten 25,22; Müslim, İman 248(157), Fiten54(157))

Resulullah (S.A.V.)’in Tebük Savaşında Bir Hutbesi

Ukbe b. Amir El-Cuhedi ‘den:

Resulullah (S.A.V) ‘le beraber Tebük savaşına çıktık. Allah ‘ın Resulü, bir gün öncesinden uykusuz olduğu için bir yere uzandı ve ancak  güneş bir mızrak boyu yükselince uyandı.
Bilal ‘e;
-Ey Bilal! Ben sana fecri gözle demedim mi? dedi.
Bilal;
-Ya Resulallah! Sizin gibi bende uyuyakaldım, dedi.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hareket emrini verdi ve az bir mesafe gittikten sonra sabah namazını kıldı. Ondan sonra Allah ‘a hamd ve senada bulundu ve şöyle buyurdu:

“-Ey nas! Sözlerin en doğrusu Allah ‘ın kitabıdır. Direklerin en sağlamı, takva kelimesidir. Dinlerin en hayırlısı, İbrahim ‘in dinidir. Sünnetlerin en hayırlısı, Muhammed ‘in sünnetidir. Sözlerin en değerlisi, Allah ‘ın zikridir. Kıssaların en güzeli Kur’an ‘dır. Amellerin en iyisi, farz olan amellerdir. Her şeyin en kötüsü, sonradan ortaya çıkanlardır. Davetlerin en güzeli, Peygamberlerin davetleridir. Ölümlerin en şereflisi, şehidlerin ölümüdür. Körlüğün en ağırı, hidayete erdikten sonra kişinin tekrar sapıklığa düşmesidir. İlmin en iyisi, faydalı olanıdır. Hidayetin en iyisi, emirlere uyulanıdır. Körlüğün en kötüsü, kalb körlüğüdür. Veren el, alan elden üstündür. Az ve yeterli servet, çok olan ve azdıran servetten iyidir. En kötü şey, ölürken yapılan mazeret beyanıdır ve pişmanlığın en kötüsü, kıyamet günü duyulan pişmanlıktır.

İnsanların kimisi namazı, vaktinin sonunda kılar. Kimisi de Allah ‘ı seyrek anar. Hatalarınen büyüğü yalan söylemektir. Zenginliğin en hayırlısı kalb zenginliğidir. Azıkların en iyisi takvadır. Hikmetin başı Allah korkusudur. Kalbde yer alan şeylerin en iyisi kesin inançtır. Şüphe ve kararsızlık küfürdendir. Ölüler için yüksek sesle ağlayıp dövünmek, cahiliyyet adetlerindendir. Devlet malına hiyanet etmek, Cehennemden ateş közlerini çalmaktır. Altın ve gümüşleri biriktirip zekatını vermemek, deriyi Cehennem ateşiyle dağlamaktır. Şiir, iblisin zurnalarındandır. İçki, kötülüklerin yuvasıdır. Kadınlar şeytanın tuzağıdır. Gençlik, deliliğin bir çeşididir. Kazançların en kötüsü, riba(faiz)dır. Yiyeceklerin en kötüsü, yetim malıdır. Bahtiyar, başkasından ders alandır. Bahtsız ise, annesinin karnında bahtsızdır.

Hepiniz nihayet dört zira(arşın)lık bir yere döneceksiniz. Her iş sonuyla ölçülüdür. Amellerde muteber(saygın) olan, amelin sonudur. Haber yayanların en kötüsü, yalan haber yayanlardır. Gelmesi muhakkak olan bir şey, uzak da olsa yakındır. Mü’min kişi ile sövüşmek fıskdır. Mü’min kişi ile dövüşmek küfürdür. Mü’minin etini yemek(gıybet etmek) Allah ‘a karşı gelmektir. Mü’minin kanı ne kadar haram ise, malı da o kadar haramdır. Kim kötü iş yapmak için Allah adıyla yemin ederse, Allah o kimseyi yalancı çıkarır. Kim bağışlarsa Allah da onu bağışlar. Kim affederse Allah da onu affeder. Kim öfkesini yutarsa Allah ona ecir verir. Kim musibete tahammül ederse Allah, kaybının yerini doldurur. Kim dedikoduları dinlerse Allah onu rüsvay eder. Kim sabrederse, Allah onun sevabını kat kat verir. Kim Allah ‘a karşı gelirse, Allah onu cezalandırır.

Allah ‘ım! Beni ve ümmetimi bağışla! Allah ‘ım! Beni ve ümmetimi bağışla! Allah ‘ım! Beni ve ümmetimi bağışla! Allah ‘dan kendime ve size mağfiret dilerim.”

Bu hadisi, Ebu Nasr Es-Seceri, (El-İbane’de) Ebu Derda ‘dan merfu’ olarak, İbn-i Ebi Şeybe, Ebu Nuaym (El-Hilye’de) ve Kudai’de (Şihab’da) İbn-i Mes’ud ‘dan mevkuf olarak rivayet etmişlerdir radiyallahu anhüm.

(Feyzü’l Kadir, c.II, s.179 ve Zadü’l-Mead, c.III s.7)

(Yabancı) bir kadınla yalnız kalmayın.

İbn Abbâs’tan (R.A.) rivayet edildiğine göre

Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

Sizden biriniz, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın.

(B5233 Buhârî, Nikâh, 111; M3274 Müslim, Hac, 424)

Zikir Meclislerinde Bulunun

Müslim’in Ebû Hüreyre’den naklettiği bir rivayette

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
Allah Teâlâ’nın (diğer meleklerden ayrı olarak) zikir meclislerini araştırmak üzere dolaşan gezici melekleri vardır. Bunlar, bir zikir meclisi buldukları zaman, onlarla beraber otururlar. Kanatlarını onların üzerine açarak kendileriyle dünya semasının arasını doldururlar. Meclistekiler dağıldıklarında ise melekler tekrar semaya çıkarlar.

Allah Teâlâ, bildiği hâlde onlara:
–Nereden geldiniz, diye sorar.

Melekler de:
–Yeryüzündeki kullarının yanından geldik. Onlar tesbih, tekbir, tehlil ve hamd ederek seni zikrediyorlar ve senden dileklerde bulunuyorlar, derler.

Allah Teâlâ:
–Benden ne istiyorlar?
–Cennetini istiyorlar.

–Cennetimi gördüler mi?
–Hayır yâ Rabbi, görmediler.

–Cenneti görselerdi ne yaparlardı?
–Senden güvenceni isterlerdi.

–Benden neden dolayı güvence isterlerdi?
–Ateşinden yâ Rabbi!

–Ateşimi gördüler mi?
–Hayır, görmediler.

–Ateşimi görselerdi ne yaparlardı?
–Senden bağışlanma dilerlerdi.

Bunun üzerine Yüce Allah (C.C.):
–Ben de onları bağışladım, isteklerini onlara bahşettim ve korktukları şeye karşı onlara güvence verdim, buyurur.

(Bunun üzerine) melekler:
–Yâ Rabbi, zikir meclisinde bulunan filan kul çok günahkârdır. Oradan geçerken aralarına oturmuştu, derler.

Bunun üzerine Yüce Allah (C.C.):
–Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, meclislerinde bulunanlar da kötü olmaz, buyurur.

(M6839 Müslim, Zikir, 25)

Dul kadınların ve yoksulların işlerine koş.

Ebû Hüreyre’den (R.A.) rivayet edildiğine göre

Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

“Dul kadınların ve yoksulların işlerine koşanlar, Allah (C.C.) yolunda cihad etmiş gibi mükafat alırlar.”

Ravi, sanıyorum “(O kimseler), bıkmadan gece ibadet eden, ara vermeksizin oruç tutan kimse gibidir.” buyurdu, dedi.

(B6007 Buhârî, Edeb, 26; M7468 Müslim, Zühd, 41)

PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAVAT GETİR.

Allah ve melekleri şüphesiz Peygambere salat ediyorlar. (O halde) ey iman etmiş olanlar, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.
(Ahzab, 33/56)

(Salavat, Salat-ü selam getirmek için belirli bir vakit ve sayı yoktur. Kişi dilediği zaman ve istediği miktarda salat-ü selam getirebilir. Salat-ü selam için besmele çekme zorunluluğu da yoktur.)

Peygamber Efendimize (S.A.V.) en kısa şekilde, “Allahümme salli alâ Muhammed” veya “Sallallahü aleyhi ve sellem” ya da “Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin bi adedi ilmik.” diye salat-u selam getirebilirsiniz. Dua kitaplarında ve çeşitli internet sitelerinde yer alan farklı salavat şekillerinin hepsi de caizdir, diyebiliriz. Yeter ki Hz. Peygamber (S.A.V.)’in şanına layık olsun. “Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin ala resulillahi Muhammedin (Bir milyon salat bir milyon selam resulullah’ın üzerine olsun)” şeklinde on sekiz defa tekrar edilen ve Abdulğani en-Nablusî’ye ait bir salavat-ı şerife de vardır.